Tüm Yazılara Dön
🌐 This article is also available in English: Read in English ➔

Ders Vermek İçin Değil, Dersimi Aldığım İçin Gidiyorum

Bir yerden ya da birinden uzaklaşırken arkamda bir ders bırakmak istemiyorum. Kimseye haddini bildirmek, yokluğumla bir boşluk yaratmak ya da birilerini eksikliğimle sınamak gibi bir derdim yok.

Ben bir ders vermek için değil; almam gereken dersi nihayet aldığım için gidiyorum.

İnsanlar gitmeyi genellikle bir güç gösterisi sanır. Sanki karşı tarafa bir şey hissettirmeye çalışıyormuşsunuz gibi; sanki yokluğunuzla onları cezalandırıyormuşsunuz ve günün sonunda sizin değerinizi nihayet anlayacaklarmış gibi bakarlar buna.

Oysa hayır. Bu sadece bir manipülasyondur ve odağında hâlâ onlar vardır.

Ben, orada kalmanın bana neye mal olduğunu nihayet anladığım için gittim.

"Dibi delik bir kabı doldurmaya çalışıyormuşum meğer. Ne kadar şefkat, ne kadar emek, ne kadar zaman verirsem vereyim; asla yetmeyecekti."

Gerçekle Kavgayı Bırakmak

Çünkü öğrenmem gereken ders, hiçbir zaman karşımdakini değiştirmekle ilgili olmadı. Asıl ders; onların hiçbir zaman değişmeyeceğini bütün çıplaklığıyla kabul edebilmekti.

Hayatına kaldığın yerden devam edebilmek için birinin senden özür dilemesine ihtiyacın yok. Seni inciten birinden mantıklı bir açıklama, bir gerekçe ya da bir kapanış konuşması beklemek zorunda değilsin. Hatta orada neden bu kadar uzun süre kaldığını anlamak için yıllarını analizlerle tüketmene de gerek yok.

Önemli olan tek bir an vardır: Gözlerindeki o sis perdesinin kalktığı ve her şeyi ilk kez olduğu gibi berrak gördüğün o an.

O berraklığa ulaştığında, gitmek artık duygusal bir tepki ya da bir öfke patlaması olmaktan çıkar. Sakin, rasyonel ve kaçınılmaz bir karara dönüşür.

Tükenişe 'Sadakat' Demek

Öğrendiğim ders hiçbir zaman "Onlar beni hak etmiyor" kibri olmadı.

Benim asıl dersim; beni tüketen, ruhumu hırpalayan ve enerjimi sömüren zeminlerde ısrarla kalıp, bu çaresizliğin adına "sadakat" dememdi. Kendime yaptığım en büyük haksızlık buydu.

Bu yüzden kapıyı çekip çıktığımda bu bir gösteri değildi. Birilerine bir şey kanıtlama çabası hiç değildi. Bu sadece, nihayet kavradığım hakikatlerin doğal ve kaçınılmaz bir sonucuydu.

Seni cezalandırmıyorum. Bana kim olduğunu defalarca gösterdin ve ben artık senin gösterdiğin o kişiyi olduğu gibi kabul ettim.

Gerçekle kavga etmeyi bıraktım. Şeylerin gerçekte olduklarından farklı olabileceğine dair kendimi ikna etme yalanından vazgeçtim. İşte bu yüzden kapıyı bir öfke nöbetiyle çarpmadım; son derece berrak bir zihinle, ne yaptığımı çok iyi bilerek, sakince yürüdüm.

Giderken sana bir şey öğretmeye bile çalışmıyorum.

Ben sadece, hayat sahnesinde aynı dersi tekrar tekrar almaktan yorulan o öğrenci olmaktan vazgeçtim.

Hepsi bu.


Eylül 2026

GU

Gizem Uzer

Düşüncelerini, edebiyata ve hayata dair gözlemlerini dijital bahçesinde paylaşan bir yazar.

← Öfke Bir Karakter Kusuru Değil, Emniyet ArayışıdırBir Omuzda Bütün Zırhları Bırakmak: Kamp Notları ve Güvenin Sessiz Dili →