Tüm Yazılara Dön
🌐 This article is also available in English: Read in English ➔

"İlişkilerde Terazi Kurmak: \"Verme-Alma Dengesi\" Yanılsaması ve Biyolojimiz"

Son yıllarda popüler psikolojinin ve kişisel gelişim retoriğinin dilimize pelesenk ettiği bir kavram var: “İlişkilerde verme-alma dengesi.”

Sanki iki insan bir araya geldiğinde ruhsal bir bağ değil de, maddeleri önceden noter onayından geçmiş bir takas sözleşmesi imzalıyormuş gibi. Her jestin bir karşılığı, her ilginin bir vadesi, her fedakârlığın bir faturası olmalıymış gibi bir hava estiriliyor.

Oysa insan gerçekten sevdiğinde; bir şeylerin ölçüsünü neden teraziye koyar ki?

Hangi kalp, göğüs kafesinde attığı her ritmin karşılığını bekler? Bir anne bebeğini emzirirken tükettiği kalsiyumun hesabını tutar mı? Ya da penceremizin önündeki bir ağaç, gölgesinde oturan yabancıya serinlik verirken bir borç defteri açar mı?

Sevginin ortasına terazi koymak, sevgiyi yüceltmek değil; onu korkunun ve ticaretin çorak toprağına hapsetmektir.

Hesap Amigdalanın, Akış Oksitosinin İşidir

Bir ilişkide sürekli bir çetele tutuluyorsa, orada artık sevgiden değil; savunmaya geçmiş bir sinir sisteminden bahsediyoruz demektir.

Hesap yapmak, beynimizin ilkel alarm merkezi olan amigdalanın refleksidir:

“Acaba fazla mı verdim?”, “Eksilir miyim?”, “Enayi yerine konur muyum?”, “Yarın yalnız kalırsam bu yatırımım boşa gider mi?”

Bu sorular, sevgi dolu bir yüreğin değil; kıtlık bilinciyle ve tehdit algısıyla çalışan sempatik sinir sisteminin hayatta kalma çabasıdır. Zihin kendini güvende hissetmediğinde, sevginin yerini ticaret; şefkatin yerini strateji alır.

Oysa nörobiyolojide gerçek bağ kurma (ventral vagal sistem ve oksitosin döngüsü), tam aksine savunma zırhlarını ve hesap makinelerini devreden çıkaran bir teslimiyet halidir. Oksitosin, insanın içindeki o kuşkucu tüccarı susturur. Çünkü güvende olduğunu bilen bir beden tartmaz; zenginliğini paylaşmaktan korkmaz.

Doğada Muhasebe Defteri Yoktur: Hücresel Mutualizm

Biyolojinin en kadim gerçekliğine bakın: Yaşam, tüccar mantığıyla değil, döngüsel bir akışla ayakta kalır.

Hücrelerimizin içinde milyarlarca yıldır süren o büyüleyici ortak yaşama (endosimbiyoz) kulak verin: Mitokondri, hücre çekirdeğine hiçbir zaman “Ben sana bugün şu kadar ATP enerjisi ürettim, sen bana ne verdin?” diye fatura kesmez. İkisi de kendi varoluşsal doğasını yaşar ve bu akışın kendisi bütün bir organizmayı canlı tutar.

Doğadaki mutualizm bir bakkal terazisi değildir. Nehir denize kavuşurken debisini hesaplamaz; güneş toprağa vuran fotonların kaydını tutmaz. Canlı sistemlerde akışın durduğu, her şeyin kesin bir takas şartına bağlandığı yer neresidir bilir misiniz? Entropi; yani ölüm ve çürüme.

Bir ilişkide de terazi devreye girdiği an, o canlı doku ölür. Yerini soğuk bir ortaklığa bırakır.

Sınır Çizmek Başka, Tüccarlık Başkadır

Burada çok ince ve olgun bir ayrımı koymak gerekir:

Hesapsız sevmek, kendini tüketen bir parazitizme boyun eğmek demek değildir.

Doğada da parazitizm vardır; bir organizma yalnızca emer, tüketir ve konağı yok eder. Eğer bir ilişkide karşınızdaki insan sizin varlığınızı sadece tüketiyor, ruhunuzu kurutuyor ve buna rağmen bir damla can suyu vermiyorsa; oradan sessizce uzaklaşmak bir erdemdir. Bu bir intikam ya da terazi hesabı değil, bir hayatta kalma ve sınır çizme bilincidir.

Fakat sağlıklı, iyi niyetli bir bağın ortasında her gün “Bugün sen bana ne kadar gülümsedin, ben sana ne kadar adım attım?” çetelesi tutmak, sevgiyi yoksullaştırmaktır.

Teraziyi Kırmak

Sevgi bir borsa değildir; sevgi taşan bir kaynaktır.

Kendi içinde sevgiye, şefkate ve emniyete sahip olan insan, verdikçe eksilmeyeceğini bilir. Çünkü onun kaynağı karşısındakinin lütfuna değil, kendi varoluşsal olgunluğuna bağlıdır.

İlişkilerde ölçüyü, teraziyi, alacak-verecek hesabını bir kenara bıraktığınızda geriye çok yalın bir gerçek kalır:

Gerçekten seven bir kalp, teraziyi tutan eli çoktan serbest bırakmıştır.


Eylül 2026

GU

Gizem Uzer

Düşüncelerini, edebiyata ve hayata dair gözlemlerini dijital bahçesinde paylaşan bir yazar.

← "Güzelliğin Ötesinde Bir Deha: Kleopatra ve Tarihin İndirgemeci Hafızası"