Tüm Yazılara Dön
🌐 This article is also available in English: Read in English ➔

Kendine Ait Bir Zaman: Telaşsız Yaşama Sanatı

Virginia Woolf, neredeyse bir asır önce kadının yaratabilmesi, düşünebilmesi ve kendi varlığını kurabilmesi için yıllık beş yüz pound ve kendine ait bir odaya ihtiyacı olduğunu yazmıştı. Mekânın fiziksel sınırları, zihnin korunması gereken en kutsal kalesiydi. Ancak dijital bildirimlerin, hız tapıncının ve sürekli erişilebilir olmanın kutsandığı bu çağda, duvarlar artık bizi korumaya yetmiyor. Kapısını kilitlediğiniz o odanın ortasında bile, cebinizdeki küçük cam parçasından tüm dünyanın talepleri, kaygıları ve gürültüsü içeri sızıyor. Bugün insanın en büyük yoksunluğu bir mekân değil; kimsenin davetsizce giremeyeceği, hesapsız ve telaşsız 'kendine ait bir zaman'dır.

Modern kültür, durmayı bir kusur, sessizliği ise doldurulması gereken tehlikeli bir boşluk olarak kodlar. Oysa sinirbilim bize zihnin en derin kavrayışlarının, beynin 'varsayılan mod ağı' (default mode network) devreye girdiğinde ortaya çıktığını gösterir. Yani hiçbir şey yapmadığınız, bir fincan kahvenin buharını izlediğiniz, bir cümlenin üzerinde dakikalarca durakladığınız o verimsiz görünen anlarda, nöronlar en karmaşık bağları kurar. Sürekli bir şeylere yetişme telaşı, insanı yalnızca yormakla kalmaz; kendi iç sesini duyma yeteneğini de elinden alır.

Telaşsızlık, tembellik ya da dünyadan kopuş değildir; hayatın dayattığı yapay aciliyetlere karşı takınılan sessiz ve asil bir reddediştir. Bir kitabın sayfaları arasında kaybolmak, ormanda rotasız yürümek ya da gün batımının gölgelerini hiçbir yere kaydetmeden yalnızca gözlerinizle ağırlamak... Bütün bunlar, zamanı başkalarının takvimlerine kiralamayı reddeden bağımsız bir bilincin egemenlik ilanlarıdır.

Zamanını kendi ellerine alamayan bir insan, hangi unvanı taşırsa taşısın, başkalarının telaşlarının kiracısı olmaktan öteye geçemez. Kendine ait bir zaman yaratmak; dünyayı dışarıda bırakabilme cesaretidir. Çünkü ruh, ancak telaşın bittiği o dingin eşikte kendi evine döner.

GU

Gizem Uzer

Düşüncelerini, edebiyata ve hayata dair gözlemlerini dijital bahçesinde paylaşan bir yazar.

← Silikonun Belleğinde Asılı Kalan Bilinç