Tüm Yazılara Dön
🌐 This article is also available in English: Read in English ➔

Walden’ın Kıyısında: Yaşamın İliğini Emmek

Henry David Thoreau, 1845 yazında Concord ormanlarına çekilip göl kıyısında kendi elleriyle bir kulübe kurduğunda dünyadan kaçmıyordu; aksine hayatla ilk kez yüz yüze gelmeye cüret ediyordu. O meşhur manifesto cümlesi hâlâ zamanın üzerinde yankılanır: "Ormana gittim çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatın sadece esaslı gerçekleriyle yüzleşmek, onun bana öğreteceği şeyleri öğrenip öğrenemeyeceğimi görmek ve öldüğüm gün aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek için." Thoreau’nun derdi bir inziva nostaljisi değil, insanın kendi ömrünü başkalarının telaşlarına ve vitrinlerine peşkeş çekmesine karşı takındığı tavizsiz bir egemenlik ilanıydı.

Çoğu insan, gerçekten yaşamadan ölür. Bize dayatılan unvanları taşımak, onaylanma açlığını doyurmak ve sonsuz bir mülk edinme zincirinde çırpınmak arasında nefesimiz tükenir. Hayatın özünü tatmaya vakit kalmadan, onun ambalajını parlatmakla bir ömrü tüketiriz. Oysa sinirbilim ve kadim doğa gözlemi bize aynı yalın gerçeği fısıldar: Duyular, fazlalıkların içinde uyuşur; zihin ancak gereksiz uyaranlar çekildiğinde berraklaşır. Bir çadırın önünde demlenen sade bir kahvenin buharı, ağaçların rüzgârla kurduğu sessiz diyalog ve ayağınızın altındaki çıplak toprağın soğukluğu; insanın kendini yeniden hatırlaması için gereken tek hakiki laboratuvardır.

Thoreau, "Yaşamın iliğini emmek istiyordum" derken, hayat olmayan hiçbir şeyi hayat saymama kararlılığını anlatıyordu. İliğe ulaşmak için önce o kalın, yapay ve gösterişli kabuğu kırmak gerekir. İhtiyaç duymadığımız nesneleri satın almak için harcadığımız saatler, aslında o nesnelerin bedeli değil; geri dönüşü olmayan ömrümüzün ta kendisidir. Bir eşyaya ödediğiniz para, ona takas ettiğiniz yaşam sürenizdir. Sadeleşmek bir mahrumiyet değil, zamanı ve dikkati yeniden kendi kalbine iade etme zarafetidir.

Bugün ormanlara çekilip kulübeler kuramayabiliriz; fakat her birimiz kendi içimizdeki o sessiz gölün kıyısına varabiliriz. Fazla olan her eşyadan, sahte her nezaketten ve bizi tüketmekten başka hiçbir işe yaramayan her gereksiz savaştan birer adım geri çekilmek elimizdedir. Hayat, gürültülü caddelerde değil; gereksiz süslerin döküldüğü o berrak sessizlikte kendi saklı türküsünü fısıldar. Çünkü asıl mesele hayatta kalmak değildir; yaşadığının hakkını vermek, her nefeste o derin gökyüzünün altında başı dik ve tam olabilmektir.

GU

Gizem Uzer

Düşüncelerini, edebiyata ve hayata dair gözlemlerini dijital bahçesinde paylaşan bir yazar.

← Gürültüden Sinyale: Bilgi Çağında Sezgiyi Korumak